Geçtiğimiz ay milletvekili transferlerini yazmış ama gündem toplantı ve gösteri yürüyüşünü konuşmamızı gerektirdiği için yayınlamamıştım. Açık konuşmam gerekirse şu anda da milletvekili konuşasım yok, zira mezunu oldukları üniversitelerin öğrencilerinin yanında barikatların önünde durmak yerine tweet atmakla yetinen milletvekillerini gördükçe milletvekilliği kurumuna olan ilgimi biraz kaybettim. Fakat, bu ay içimden yeni bir şey yazmak da gelmedi. Dertleşecek gibi olacak ama hayatımın bu bültene ara vermeyi düşündüğüm bir evresindeyim. Bu sebeple de zaten yazmış olduğum milletvekilleri transferi konusunu bu bültende ele alacağım. Tüm bu kafa karışıklığım bir yana, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 105. yılını kutladığımız bugün milletvekili transferleri üzerine konuşmanın da yeri ve zamanı olduğunu düşünüyorum. Bu erteleme farkında olmadan bir tevafuka yol açmış oldu.
Son zamanlarda milletvekillerinin partilerinden istifa etmelerine çokça şahit olduk. Bunların bir kısmı bağımsız kalırken bazıları da farklı partilere geçiş yaptılar. Genel eğilim muhalefet partileri arası geçiş olsa da sürpriz şekilde muhalefet ve iktidar arasında da git-gel yaşandı. Bu geçişlerin bazıları sosyal medyada tepkilere yol açtı. Beni de hayal kırıklığına uğratan tepki verdiğim geçişler olunca sorguladım: Daha önce milletvekili transferi sayesinde İyi Parti’nin seçime girebilmesine sevinmişken bugünkü tepkim doğru mu? Bu benim için bir demokrasi çıkmazı. Siyasi görüşünü değiştirmek de demokrasi, sizi temsil ettiğiniz insanın sizi temsil etmeyen bir partiye geçmesine tepki göstermek de demokrasi. Bu çıkmaz da bu bültenin konusunu oluşturuyor. Gelin güne parti değiştiren milletvekilleri konusu üzerinden bakalım. Yoksa lüzum gören milletvekilleri üzerinden bakalım mı deseydim (!)
Bugünün tarihi vesilesiyle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını da kutluyorum. Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu, milletin temsilcilerinin bu milletin çocuklarının hangi yöntemle doğduğuyla değil ama yeterli besine, nitelikli eğitime ve güven veren bir geleceğe erişebilmesi ile ilgilendiği bayramlarımız olması dileğiyle…
Milletvekillerinin Parti Değiştirme Hakkı Üzerine
Bir bültene daha mevzu hukuk ile başlıyoruz. Bazı ülkelerde milletvekillerinin siyasi partilerini değiştirmelerinin önüne geçilse de bizim Anayasamız da kanunlarımız da buna engel değil. Bunun ise konunun düşünülmemiş olması ile alakası yok. İyi Parti’ye yapılan vekil transferleri zamanında Cumhurbaşkanı tarafından tekrar gündeme getirilen Güneş Motel Olayı birçok kişinin aklındadır.
1982 Anayasası’nın ilk haline baktığınızda partisinden istifa ederek başka bir partiye giren milletvekilinin üyeliğinin düşmesine üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar verileceği ve partisinden istifa eden bir milletvekilinin sonraki seçimde istifa tarihindeki parti genel merkez organlarınca aday gösterilemeyeceği güvence altına alınmıştı. Bu hükümler 1995 tarihinde değiştirildi ve artık Anayasal olarak milletvekillerinin parti değiştirmesinin milletvekilliği statüsü üzerinde bir etkisi kalmadı. Süreç içerisinde çeşitli yasak ve sınırlamaların getirilmesi konuşulsa da herhangi bir engel yasalaşmadı.
Yani yasakoyucunun mevcut iradesi transfer serbestliği. Fakat serbest olması umursamamamız anlamına gelmiyor. Umursayınca da çıkmaza giriyoruz.
Çıkmazın Gerekçeleri
Benim oyum ile meclise girmiş biri, karşısında olduğum bir siyasi partiye geçince ya da oy verdiğim parti, kendisine çok ağır eleştiriler yöneltmiş birini kabul ettiğinde ben şahsen çok sinirleniyorum. Fakat bu yazıda milletvekilliği transferine nasıl yaklaşmamız gerektiği sorusuna daha sakin bir yerden bakıp anlamaya çalışacağım.
Buna çıkmaz deme sebebim desteklemenin de karşı durmanın da rasyonel gerekçeleri olması. Bir milletvekilinin seçildiğinden farklı bir partiye geçmesi hangi gerekçelerle savunulabilir? İlk olarak seçilmiş kişinin de özgürlüğü olduğunu söylemek gerek. Bu kişiler halkın iradesini temsil ederken aynı zamanda belirli bir görüşe de sahip. Oysa içinde bulundukları parti artık kendilerini temsil etmiyor olabilir. Hatta belki partileri seçmen iradesinden daha farklı hareket etmeye başlamış da olabilir. Bu durumdaki bir değişiklik yalnızca milletvekilinin kişisel özgürlüğünün ötesinde temsil görevini yerine getirmesi için gerekli de olacaktır. Bu da milletvekilinin transferini yalnızca makul değil aynı zamanda haklı bir hale getirir. Tabii liberal bir insanın bir anda solcu olması gibi değişimler bu haklılığı sorgulatabilir. Bu arada yeri gelmişken belirtelim, bir milletvekili yalnızca seçmenlerini değil bütün milleti temsil eder. Fakat burada bahsettiğim kendisine oy veren seçmenin oy verme gerekçesine aykırı davranma durumuyla ilgili.
Bunlara ek olarak parti ile görüşü farklılaşan kişinin parti değiştirme hakkı aynı zamanda bulunduğu parti üzerinde bir etki yaratmasına da yardımcı olabilir. Bir partinin önemli milletvekilleri gitmek istiyorsa parti liderinin de oturup ben yanlış mı yapıyorum diye düşünmesi gerekecektir. Hatta milletvekili üzerinde baskı kurulmasının engellenmesi otoriterleşmenin önüne geçilmesi anlamına da gelir. Bir milletvekili parti otoritesine boyun eğmeden seçmenler için çalışmaya devam edebilecektir. Bu da aslında parti içi demokrasiye katkı sağlayabilecektir. Ayrıca, meclise girdikten sonra vekiller daha ortak paydada buluşabildikleri diğer vekillerle bir araya gelip yeni bir oluşum içine girmek de isteyebilir. Bu da demokrasiye katkı sağlayacaktır.
Şu ana kadarki gerekçeler transferlerin karşısında durmamızın bir sebebi olmadığını düşündürüyor. Peki karşısında durmamızın gerekçeleri ne? Akla ilk gelen seçmen iradesi. Tabii ki de bir milletvekili tüm ülkenin temsilcisidir. Fakat oy verenler doğrudan milletvekiline değil partiye oy veriyor. Partiye oy vermek de o partinin politikalarına oy vermek demek. Bu oylar sayesinde meclise giren birinin farklı bir siyasi görüşü temsil etmeye başlaması seçmen iradesinin hiçe sayılması ve seçmenin demokratik tercihinin boşa çıkması demek. Bu değişim parti duruşunun değişiminden kaynaklı değil de çıkar elde etmek için yapılıyorsa burada siyasi ahlak açısından sorun vardır. Transfer pazarlıkları ve milletvekili satın alma iddiaları siyasete olan güveni de sarsacaktır.
Bir diğer husus da aslında siyasi istikrarın korunması. Milletvekillerinin sürekli parti değiştirmesi özellikle meclisteki dağılımların kritik olduğu durumlarda önemli olacaktır. Parti gruplarının dağılması ya da geçmemesi beklenen kanunların bir anda geçmesi bunun örneklerindendir. Bu kritik durumlar aslında parti içi demokrasiye de zarar verebilir. Bir milletvekilinin “bak başka partiye geçerim” tehdidi bir partinin birkaç kişinin kararına bırakılması demek olabilir.
Nasıl Bir Yöntem İzlenmelidir?
Söz konusu milletvekili transferleri olunca bir uçta yasaklamak bir uçta serbest bırakmak var. Yasaklarken milletvekilliğini düşürdüğünüz gibi yedek milletvekilliği sistemini de devreye sokabilirsiniz. Yasaklamayı tercih ederseniz bunu süre şartına da bağlayabilirsiniz. Örneğin seçim tarihine bir yıl kala yasaklamak. Yani iki uçtan birini muhakkak seçmek zorunda değilsiniz.
Ben de Twitter’da bir anket yapıp sordum: “Sizce partisinden istifa eden bir milletvekili, milletvekili olarak kalabilmeli ve/veya başka bir partiye geçebilmeli mi?” 35 kişinin katıldığı bu çok önemli anketimizde 6 kişi başka partiye geçebilmeli derken 16 kişi de bağımsız milletvekili olarak kalınmasını destekledi. 11 kişi ise milletvekilliğinin düşmesinden yana. Geri kalanlar sonuçları merak edenler. Görüldüğü üzere başka partiye geçişi destekleyenler az; fakat tamamen yasaklamaktan da yana değiliz.
Ben sanırım biraz dengeden yanayım. Bir milletvekilini kendi istemediği bir partide kalmaya zorlamayıp da temsil ettiği ve kendisine oy veren bireylerin seçimine saygı duymasını sağlamanın yöntemi sanırım bağımsız kalabilmek. Eğer bu kişi başka bir partiye destek olmak istiyorsa sandalye sayısını arttırmadan da destek olabilir. Bu parti gruplarının verdiği imkanlardan yararlanmamak anlamına gelse de milletvekilliğinin sağladığı imkanlar düşünüldüğünde bu beklenti makul. Kanımca bu çözüm kapalı kapılar arkasında dönen pazarlıkları da azaltacaktır. Gerçi mesele oy kullanmaya geldiğinde bu pazarlıklar hala dönebilir. Fakat en azından milletvekili sayısını artırma amaçlı pazarlıklar kalkacaktır. Böylece bağımsız milletvekili yeni partisinin disiplinine de tabi olmak durumunda kalmayacağı için oylarını aldığı seçmen için çalışabilecektir. Türkiye bakımından her halükarda kabul edilmesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer husus da milletvekilinin seçildiği yere geçmesi. Mesela MHPli biri AKP’den seçildiyse AKP’ye geçebileceği gibi CHP’den seçilen Gelecek Partili biri de CHP’ye geçebilir. Bu sanırım seçmen iradesiyle en uyumlu ihtimal olacaktır.
Tüm bunların ötesinde bence seçmen olarak unutmamalıyız. CHP’ye laf edip CHP’ye geçen biri tekrar aday adaylığını koyduğunda tepki gösterebilmeyi ya da seçmenler olarak teşkilatlara milletvekilliği adaylık sürecinde taleplerimizi iletmeyi öğrenmemiz lazım. Gerçi bu temenniler yalnızca transferler için geçerli değil. Her aday için bunu yapabilmek gerek. Zira ben bir seçmen olarak yıllardır aynı koltuğu bırakmayan ve milletvekilliğini meslek bellemiş insanlardan daha çok sıkıldım. Ama bu başka bir yazının konusu.

