Bu bültenin ana konusu çoğunlukla ve maalesef ki ihlal edilen haklar oluyor. Gündemlerimiz malum. Fakat bu ay farklı bir şeyler konuşmak istedim. Gerçi bu konuda gün sonunda haklarımıza bağlanabilir. Bir konferans sebebiyle okuduğum ve hatta bu bülten yayınlandığında bir toplantı odasında sunumunu yapıyor olduğum bir kitaptan yola çıkacak bu ayın bülteni: Transhümanist Devrim (Luc Ferry).
Ölümsüzlük daha önce üzerine düşündüğüm bir konuydu. İki sene önce ölümün motive ediciliği üzerine yazmıştım. Aslında ölümsüz olmayışımızdan yola çıkan bir deneme. Bugün ise ölümsüzlük üzerine konuşuyoruz. Kafa yorduğumuz şeylerin bu kadar kısa sürede değişmesi de ilginç.
Bu kitabı okurken Twitter’da bir anket yaptım: Ölümü ertelemek ve hatta ölümsüz olmak ister miydiniz? Az katılımlı anketimde 12 kişi ölümü ertelemek ve 14 kişi ölümsüz olmak isterken 28 kişi ikisini de istemediğini söyledi. Bir de sonuçları merak edenler var, onlar sanırım kararsızlar. Doğrusunu söylemek gerekirse daha fazla kişinin ertelemek isteyeceğini düşünmüştüm, öyle ya aslında yaşlılığı ve ölümü geciktirmek için birçok şey yapıyoruz: mesela benim bu ara gündemim yaşlanma karşıtı kremler… Belki de net bir soru ile karşılaşınca bilmediğimiz seçeneklere gitmiyoruz. Twitter anketine biz ne dersek diyelim birileri yaşlanma ve ölümle mücadele ediyor. Bunun üzerine düşünen gruplardan biri de transhümanistler. Biz de gelin bu ay güne transhümanizm üzerinden bakalım.
Bu arada bu bültene ilişkin görüşlerinizi bana yazarsanız sevinirim. Bülteni sevdiyseniz belki arada kitaplar üzerine yazmaya devam ederim.
Transhümanizm Nedir?
Transhümanizm tek bir cümleyle “bilimdeki ilerlemeler sayesinde mevcut insanlığın her düzeyde; fiziksel, zihinsel, duygusal ve ahlaki olarak yükseltilmesi” projesi. Cümleyle değil beş kelimeyle anlatmak gerekirse “daha üst bir modele geçmek”, tek bir kelime ile anlatmak gerekirse insanüstülük diyebiliriz. Transhümanizmin amacı, teknolojiyi onarma amacının da ötesine geçerek insanın kabiliyetini artırmak için kullanmak.
Tek bir anlayış da yok. Transhümanizmin bir türü klasik hümanizmin devamı olarak insanı mükemmelleştirmeyi hedeflerken bir diğer türü genel yapay zeka ile insanı aşmayı amaçlıyor. Yani bir nevi robotlaşmayı. Bu, posthumanizm kavramıyla da açıklanabiliyor. Transhümanizm aslında insanın hakkını savunan klasik hümanizmden insanı ortadan kaldıran posthümanizme bir yolculuk gibi.
Transhümanizmin argümanlarını daha detaylı okumak için 2002 yılında Dünya Transhümanist Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilen Transhümanist Manifesto’ya bakabilirsiniz. Güncel olarak transhümanizm nerede sorusu içinse Elon Musk’ın şirketi Neuralink’e göz atmanızı öneririm. Musk, beynimiz ile bilgisayar arasında bir arayüz gibi görev gören çipi insanlar üzerinde deneme iznini aldı bile. Bu arada yeri gelmişken soralım: Siz Musk’ın beyninize çip takmasına izin verir misiniz?
Transhümanizme Farklı Yaklaşımlar
Ferry, kitabında transhümanizmin avantajları ve tehditlerini de ortaya koyuyor. Bunu yaparken Fukayama, Sandels, Habermas gibi filozoflara da yer veriliyor. Biyomuhafazakarlar ve biyoilericiler olarak adlandırılan farklı yaklaşımlara sahip kişilerin düşüncelerini internetteki birçok websitesinde bulabilirsiniz. Ben burada beş temel hususa ve cevaplarına değinmek istiyorum.
Biyomuhafazakarların ilk tartışma konularında biri insanın doğal evrim içerisinde gelişmesi gerekliliği ve insanın ahlakiliğinin buradan gelmesi. Buna verilen ilk cevaplardan biri doğal evrim içerisinde aslında tarihin bize ahlak dışı çok fazla şey göstermiş olması. Bir diğer ve benim daha ilginç bulduğum cevap ise aslında doğayı aşabildiğimiz için ahlaki olduğumuz. Öyle ya içgüdülerimizle hareket etseydik, şu anki gibi toplum olarak yaşayamayabilirdik. Gerçi ne kadar iyi yaşadığımız da ayrı bir tartışma konusu.
Bir diğer eleştiri noktası ise pratik bir yerden geliyor. İnsan hayatının uzaması ve belki de ölümsüzlüğe doğru ilerlememiz çeşitli sorulara yol açacak. İnsanların bakımını nasıl üstleneceğiz, bu kadar insana yaşam alanı nasıl bulacağız, doğurmayı mı bırakacağız… gibi sorular bunlardan bazıları. Biyoilericiler bu eleştirilere ise günümüzden örnek veriyor. Bugün nasıl ki alkol kullananların da bakım masraflarını üstleniyoruz o gün de üstlenebiliriz. Kitapta yer almayan ama fazlasıyla aşina olduğumuz bazı tartışma alanlarını da ben paylaşayım: Meşhur EYT ve iklim krizi kaynaklı göç…
Biyomuhafazakarlar öjenizm riskine de atıf yapıyor. İnsanı yükseltmek bildiğiniz üzere Nazilerin hayallerindendi. Biyoilericiler ise bu risklere transhümanizmin “çürük” ayıklamak için değil herkesi daha iyiye götürmek için kullanıldığını ve devletlerin değil bireylerin tercihi olduğu cevabını veriyor. Fakat bireylerin tercihi de özellikle çocuklar üzerinde yeni nesil bir öjenizme sebep olabilir. Ne de olsa modaya uyan aileler çocukları “en iyi” olsun diye çeşitli tercihlerde bulunacaklar. Biyomuhafazakarlara göre ise bu çocukların mutsuzluğuna yol açabilir. Transhümanistlerin buna da bir cevabı var. Çocuklar hastalıklarından kurtulmadıklarında daha fazla mutsuz olacaklar. Hem eğitim yoluyla da çocuklarımızı zaten şekillendirmiyor muyuz?
Benim en önemli bulduğum eleştiri noktası ise bu teknolojik gelişmelerin eşitsizliklere yol açması. Şöyle ki, bu teknolojilere ulaşmak pahalı. Zengin insanlar “süper” çocuklara sahip olabilirken, imkanı olmayan kişilerin çocukları “sıradan” olmaya devam edecek ve bu aradaki farkın aşılması mümkün olmayacak. Biyoilericiler ise bu eşitliğin sağlanması için devlet müdahalesinin gerekeceğini söylüyorlar. Devlet müdahalesinden uzak öjenizmde devlet müdahalesi gerekmesinin çelişkili olması bir yana, bu bana pek muhtemel gelmiyor. Bugün maalesef ki parasız eğitim hizmeti sunmakla yükümü Türkiye Cumhuriyeti’nde bile çocukların nitelikli eğitime erişmesi için ailelerinin zengin olması gerekiyor. Bu yüzden de bu eleştiri çok gerçekçi.
Bir diğer husus ise sonsuz yaşamda mutlu olup olamayacağımız tartışması. Bazı düşünürlere göre bizler bir son olduğu için çalışıyor ve üretiyoruz. Eğer bir son olmayacaksa nasıl mutlu olabiliriz? Sonu gelmeyen bir hayat ne anlama gelecek? Bunlar da işin ruhani boyutu. Doğrusunu söylemek gerekirse ben kitapta bunlara cevap bulamadım. Fakat biyoilericilerin hastalıkla ve ölümle mücadele etme argümanları zaten birçok şeye cevap olarak verilebilir.
Dışsallıklarla Mücadele
Transhümanistler de aslında risklerin ve olumsuz dışsallıkların farkında. Bu yüzden bir çözüm bulunması gerekiyor. Luc Ferry demokrasilerde bu çözümün yasal düzenleme olduğunu söylese de doğrudan çözümler sunmak yerine olaya nasıl yaklaşmamız gerektiğini ortaya koyuyor. Ferry’ye göre transhümanizm düzenlemesine kötümserlik ve iyimserliğe kapılmadan daha nesnel bir yerden yaklaşmalıyız. Kendi düşüncelerimizi bağırmak yerine tartışma zemini oluşturmalı ve genel menfaate odaklanmalıyız. Bu düzenlemelere ilişkin iki ana endişesini de paylaşıyor. İlki düzenlemenin jeopolitiği. Bazı coğrafyalarda teknolojilerin yasaklanması yetmeyecek, nitekim buna izin veren ülkeler olacak. Bu göz önünde tutulmalı. Diğer endişe ise kimin bu düzenlemeleri yapacağına ilişkin. Etik bir komiteye atmak yerine yasama organının sürece dahil olması gerektiğini söylüyor. Hatta bu konularla ilgilenen bir bakanın olması gerektiğini de belirtmiş. Böylece daha meşru bir zeminde tartışma sağlanabilir.
Ben bu kitabı okumayı tamamladığıma nasıl mücadele edilebilir sorusunu kendime de yönelttim. Düzenlemenin içeriğine ilişkin hemen cevap veremeyecek olsam da aslında klasik 5N1K sorusundan yola çıkmamız gerektiğini düşünüyorum. “K” ile başlamak gerekirse bu düzenlemeyi kim yapacak? Devletler, sivil toplum, uluslararası örgütler ya da şirketler mi? Gelelim “5N”ye. Ne sorusunun netleştirilmesi elzem. Teknolojileri mi onların kullanımlarını mı yoksa belirli durumlarda kullanımlarını mı sınırlayacağız? Neden sorusunun cevabı görece kolay. Biyomuhafazakarların ileri sürdüğü endişeler. Bence önemli sorulardan biri nasıl sorusu. Öncelikle, düzenlenecek konuların tespit edilmesi gerekiyor: eşitsizlik de çevre de güvenlik sorunları da buna dahil. Bir de yöntem önemli. Bağlayıcı bir sözleşme mi hazırlayacağız yoksa ilkeler mi belirleyeceğiz? Nerede sorusu da bununla bağlantılı. Uluslarası düzlemde mi cevap arayacağız yoksa ulusal düzenlemeler mi yapacağız? Son soru ise ne zaman sorusu. Beklemek mi gerekir yoksa derhal adım atmalı mıyız? Bu sorular tabiiki de birbirleri ile etkileşim halinde. Kesin sınırlar çizemeyeceğimiz gibi kesin cevapları da yok. Fakat, en azından bu soruları sormaya ve cevapları üzerine düşünmeye başlamamız şart, naçizane.

