Bu ay üst üste üzücü haberler okuduk. Üzücü demek de yetmez. İnsanlığımızdan utandığımız bir ay oldu. Ben de ilk üzücü haber üzerine kadın cinayetleri üzerine yazmaya başlamıştım. Fakat yenidoğan çetesi haberleri sonrası bu konuyu es geçmek istemedim. Kadınların çocuk doğurmasıyla ve hatta hangi yöntemle doğuracağıyla fazlasıyla ilgilenen devlet, doğan bebekleri koruyamadı.
Bir süredir devlet hastanelerde bulunamayan randevuları ya da sağlık personellerinin maruz kaldığı şiddetleri konuşuyorduk. Öyle ki, özel hastaneye gidecek sigortanız ya da paranız yoksa nitelikli sağlık hizmetine daha zor erişebilirsiniz diyorduk. İçerisinde bulunduğumuz durumda özel hastanelerin çok da özel olamadığını gördük. Bazı doktorlar para için bebekleri bazı özel hastanelerin arkasına sığınarak ölüme gönderdi. Bu konuya ilişkin şikayetler eskiye dayanıyor. Bazı şikayetlere verilen cevaplar çok üstün körü. Sosyal medyaya düşen telefon kayıtlarında sanıkların siyasilerin (ya da çocuklarının) isimlerini geçirmeleri de farkında olunan hukuksuzlukların üstünün kapatılıp kapatılmadığı endişesi taşıyor. Sonra bir anda ortaya savcının tehdit edildiği videolar düşüyor. Bir yandan eski Sağlık Bakanı durumun vahametinden konuşuyor, kendisi hastane sahiplerinden biri değilmişçesine.
Peki ne yapmalı? Özel hastaneler tamamen kapatılsın diyerek sorun çözüleceğine inanmıyorum; zira bazı özel kurumların ilerici anlayışlarının devlete yol gösterici nitelikte olabileceğine inanıyorum. Tabii ben özel sağlık sigortası olan ve hastalandığında özel hastaneye giden biriyim. Tuzun kuru derseniz, haklısınız.
Yapılması gereken basit. Değiştirme merakında oldukları mevcut Anayasamızı uygulayabiliriz. Kamu hastanelerinde nitelikli sağlık hizmeti sunmak, özel hastaneleri denetlemek, denetim sonunda ortaya çıkan hukuka aykırılıkların takipçisi olmak lazım. Bunları yapamayanların da utanmayı bilmesi gerek. İşte bu bültende bunları yazıyorum. Bu sefer tarzım biraz farklı. Bu yazıda sizi paragraflar beklemiyor. Bu yöntemi sevmesem de net olmak adına madde madde yazacağım bugün.
Yaşatmak:
- Anayasamız yaşama hakkı bakımından çok net: Herkes, yaşama hakkına sahiptir.
- Bu yükümlülük Devletin kimseyi öldürmemesi gerektiğini söylüyor.
- Fakat öldürmemek yetmez; zira insanları yaşatmak yani yaşama hakkını korumak için gereken tedbirleri almak da bu yükümlülüğe dahil.
- Biz bu pozitif yükümlülüğü kadın hakları bakımından çok konuşmuştuk; sıra bebeklere gelmiş.
- Özetle, Devletin aktif olarak bebekleri öldürmemiş olması onları yaşattığı anlamına gelmez.
Sağlıklı yaşatmak:
- Anayasa’da yalnızca yaşam hakkı yok; sağlıklı yaşama hakkı da açıkça güvence altına alınıyor.
- Sağlık kuruluşlarının hizmet vermesini tek elden planlayarak düzenlemek Devletin yükümlülüğü ve sorumluluğu.
- Anayasa, mesele sosyal haklar olduğunda Devlete, yükümlülüğünü “malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde” yerine getirir diyerek kaçma alanı tanısa da sağlık hakkı kolay kaçabileceği bir alan değil.
- Zira sağlık hakkına ilişkin içtihatlara ve çalışmalara baktığımızda yaşam hakkı bağlantısı sebebiyle bu hakka özel önem verildiğini görüyoruz.
- Özetle, layığıyla sunulamayan bir sağlık hizmeti söz konusu olduğunda Devletin sorumluluğu doğar.
Sağlığı denetlemek:
- Anayasamız özel sağlık kuruluşlarının varlığını da kabul ediyor ve Devletin denetimini öngörüyor.
- Söz konusu sağlık hizmeti olduğu için denetim herhangi bir özel kuruluş denetiminden farklı; zira kamu yararı yaşam hakkı üzerinden somutlaşıyor.
- Özel hastaneler kamu hizmeti ruhsatı dediğimiz bir usul ile faaliyet gösterebiliyor ve kamu hizmeti sunulması söz konusu olduğu için hizmetin görülüşüne ilişkin Devletin daha fazla söz söyleme hakkı var (iş yeri çalışma ruhsatı gibi değil).
- Sıkı kurallara bağlı olarak ruhsat verilmesi de yetmiyor; hizmet verildiği sürece denetimin devam etmesi Sağlık Bakanlığı’nın yükümlülüğü.
- Özetle, özel hastane açma ruhsatı verdikten sonra Devlet bu hastaneleri denetimsiz bırakamaz.
Hukuksuzlukların peşinde koşmak:
- Hizmetlerin aksamadığı hiçbir ülke yoktur; fakat bir hizmet aksadığında hukuka aykırılık vardır ve denetim ve tazmin mekanizmalarının devreye girmesi gerekir.
- Olağan denetimlerde fark edilemeyen “aksaklıkların” şikayet iletildiğinde ciddi bir şekilde değerlendirilmesi, sosyal medya tepkisine gerek kalmadan ve aksaklıkların devamına fırsat vermeyen tedbirlerin alınması lazım.
- Suç teşkil eden konularda da soruşturmanın yürütülmesi şart.
- İşini layığıyla yapan savcılarımıza saygımızı göstermek önemli; fakat olayı Kurtlar Vadisi’ne ya da siyasi ideolojiye indirgeyerek yaparsak gerçek sorunları kaçırırız.
- Özetle, hukuka aykırılıktan haberdar olunduğu gibi medya tepkisini beklemeden tüm süreçlerin tarafsız bir şekilde yürütülmesi lazım.
Utanmayı becermek: Bu tek bir madde olacak, fazla söze gerek yok.
- Tek cümleyle, gelen birçok şikayetin umursanmadığı ortaya çıktıktan ve onlarca bebek öldükten sonra soruşturmayı başlatan olmak sizi utançtan kurtarmaz.
Tüm ailelere sabır diliyorum. Umarım bu sefer hukuk sistemimiz ailelerin acılarını bir nebze de olsa hafifletmeyi becerir.

