Scholactivism: Bir Başka Deyişle Aktivist Akademisyenlik

Published by

on

Akademisyenlerin toplumsal ve sosyal olaylar konusunda konuşması gerektiğini düşünürüm. Bu konuda elimden geldiğince de konuşuyorum. Akademik hayata ilk adım attığımda hukuksuzluklara sessiz kalanları kendi kendime eleştiriyordum. Meslekte biraz ilerleyince bu eleştirimin düşünceyi açıklamama özgürlüğü ile çatıştığını anladım. Akademisyen olsun veya olmasın, kimse siyasetle ilgilenmek ve/veya görüşünü açıklamak zorunda değil. İnsanların kaygıları olabileceğini fark edince de eleştirilerimi tamamen bıraktım. Bir arkadaşımın dediği gibi devlet üniversitesinde akademisyen olmadığım için belki de benim “tuzum kuru”ydu. Belki de şimdilik tuzum kuru olduğu için akademisyenlerin konuşması gerektiğini içten içe hala düşünüyorum.

Fakat “aktivist” olmamanın akademinin gerekliliği olarak ele alınabileceğini hiç düşünmemiştim. Ta ki katıldığım bir konferansa kadar. Orada da yeni bir kavram ile tanıştım: scholactivisim. Sanırım Türkçe’ye akademik aktivizm ya da aktivist akademisyenlik olarak çevirebiliriz.

Akademisyenlerin görüş bildirmeleri hakkında takipçilerimin ne düşündüğünü merak edip Twitter’dan anket yaptım: “Sizce (özellikle hukukçu/sosyal bilimci) akademisyenler toplumsal/sosyal olaylar hakkında görüş bildirmeli mi?” 35 kişi mutlaka bildirmeli derken, 69 kişi istiyorsa bildirebilir cevabını verdi. Asla bildirmemeli diyenler ise yalnızca 2 kişi.

Akademik aktivizm dediğim kavram bu anket sorusunun ötesinde; fakat ben ikisine birden değinmek istedim. Gelin güne akademik özgürlükler ve akademik aktivizm üzerinden bakalım.

Bu arada bu bülten Günebakan’ın 41. yazısı. Bence bir maşallahı hak ediyor.

Akademik Özgürlük

Anayasa md. 130 uyarınca üniversiteler “bilimsel özerkliğe” sahipler. Bilimsel özerkliğin “idari özerklik” anlamını içerip içermediği yer yer tartışma konusu olsa da akademik özgürlüğü kapsadığı kesin. Akademik özgürlük tabii ki yalnızca üniversite özerkliği ile ifade edilmez. Nitekim ifade özgürlüğü ve bilim ve sanat hürriyeti de sevgili Anayasamızda güvence altına alınmış durumda. Bu da akademisyenlerin çalışmalarını özgürce ve herhangi bir siyasi endişe taşımadan gerçekleştirebileceğinin göstergesi. Fakat akademisyenlerin akademik çalışmaları dışında da ifade özgürlüklerini kullanabiliyor olmaları önemli.

Anayasa Mahkemesi de “Barış İçin Akademisyenler” kararı olarak bilinen kararında akademisyenlerin kanaatlerini kamuoyuyla paylaşmalarının ifade özgürlüğü olduğunu açıkça dile getirmişti. AYM’ye göre bilimsel araştırma yapma, toplumsal gelişmeye katkı sağlama ve nitelikli insan gücü yetiştirme amacı yalnızca bilim üretmekle ve bilimi özendirmekle mümkün değil. Düşünce açıklanmasının desteklemesi de şart. Hatta AYM, kendi araştırma alanlarına ilişkin olmasa dahi ifade özgürlüğünün sıkı koruması altında olduğunun altını çizdi. Özetle, “uzmanlık alanı dışında olsa dahi akademisyenlerin herhangi bir vatandaş gibi en kritik ve hassas politik meselelerde en güçlü görüşlere bile karşı çıkabilmesi diğer kişilerin görüşlerine göre daha etkili olabilir ve bu sebeple de bir toplum ve ülke için hayati derecede önemlidir.” (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019).

Her ne kadar (bazı) kamu görevlilerinin ifade özgürlüklerinin belirli durumlarda sınırlanabileceğini desteklesem de akademisyenlerin görüşlerini istedikleri gibi ifade etmeleri gerektiğine inanıyorum. Hatta hala bunun bir sorumluluk olduğunu da düşünüyorum. Tabii yukarıda belirttiğim gibi zorunluluk değil.

Akademik Aktivizm

Peki scholactivism ne demek? En geniş tanımı itibariyle bilgi üreticisi akademisyenlerin bu bilgilerin olumlu etki yaratmasını sağlamak için çalışması demek. Kulağa hoş geliyor. Fakat bu kavramın tek ve mutlak bir tanımı yok. Konunun tartışılmasına katkı sağlayan Prof. Khaitan, bu kavramı araştırmacının akademik çalışmalarını belirli maddi sonuçları elde etme motivasyonuyla yapması üzerinden de tanımlıyor. Yani aslında belirli bir ideoloji doğrultusunda bir araştırmayı yönlendirmek. İstenilen sonucu elde etmek için “kanıt” saklanması gibi hususları da radikal scholactivism olarak değerlendiriyor. Bu sanırım hukukçular için var olan kuralların yokmuş gibi davranılması olarak örneklenebilir. Aklıma ilk olarak bir gösteri yürüyüşüne müdahaleyi “izinsiz” olması ile gerekçelendiren akademisyenler geldi. Oysa Anayasamıza göre herkes önceden izin almadan gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip. Bu tartışmasız karşı durmamız gereken bir husus.

Radikallik -yani aslında bir nevi yalancılık- bir kenara, bilgi üretimine ve bilginin yayılmasına önem verirken bir yandan aktivist bir amaç taşımak mümkün. Buna da karşı çıkanlar var. Gerekçeleri ise bu motivasyonun araştırmaya ve doğru çıktılara ulaşmaya zarar vermesi. Öyle ya, zaten akademik motivasyon ile üretilen bir çıktı topluma katkı sağlayacaktır ve “aktivist” amaçlar adaletli sonuçların garantisi her zaman olamayacaktır. Fakat scholactivismi savunanlar da var. Zira topluma katkı sağlamaya çalışan ve aktivist bir ruhla hareket eden akademisyenlerin çalışmalarında adanmışlık, odaklanma ve yaratıcılık görmek mümkün. Bunun örneğini ise öfke gibi duyguların bilgiye katkı sağlayabileceğini gösteren feminist çalışmalar oluşturuyor.

Scholactivism kavramını ilk duyduğumda aklıma bazen akademisyenlerin akademik kimlikleri ile birlikte siyasetçileri savunmaları geldi. Özeleştiri de yapmam lazım. Kendimi de bazen yılmaz savunucu konumunda bulur gibi oluyorum. Tabii akademisyen olmamız buna engel değil, zira ifade özgürlüğümüz kişileri desteklememizi de koruma altına alıyor. Yani ben de bir siyasiyi destekleme hakkını haizim.

Akademik aktivizmin tartışma konusu olmasının sebeplerinden biri bilimi kullanarak bilimden uzaklaşmak.  Akademik kimliğimiz ile etkileyebileceğimiz kişileri kişisel önceliklerimiz sebebiyle fakat akademik kimliğimizi kullanarak yönlendirmek. Bunu yaparken de bilimden veya normalde sahip olduğumuz görüşlerden ayrılıp siyaset ya da ideoloji motviasyonuyla farklı bir savunuculuğa yönelmek mümkün. Tabii herkes her şeyin farkında diyebilirsiniz. Doğru.

Aktivizm yaparken akademinin geleceği için yukarıdaki endişelere yine de dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de en önemlisi sanırım akademik dürüstlükten şaşmamak. Her görüşü dikkate alarak ve kendi eğilimimizi farkında olarak çalışmalarımızı yürütmek gerek. Bir diğer önemli konu ise hem kendimize hem de etkilemeye çalıştığımız kişilere karşı şeffaf olmak. Yani, “bunu objektif akademik değerlendirmelerim sonucunda mı söylüyorum yoksa bu benim kişisel görüşüm mü?” sorusunun cevabını herkese verebilmek. Yoksa Prof. Khaitan da akademisyenlerin siyasi görüşü olmasına karşı değil.

Şahsen ben, “genç” bir akademisyen olarak, akademik çalışmalarımızın tamamen siyasetçileri haklı çıkarmak üzerine kurgulanması riskinin siyasetin bu kadar hayatımızda olduğu bir düzende bulunduğunu düşünüyor ve scholactivism tartışmalarının üzerine kafa yormamız gerektiğine inanıyorum, naçizane.

Yanlış anlaşılmasın, amacım akademisyenlere nasıl aktivizm yapacaklarını öğretmek değil. Bu haddimi aşmak olur. Gerçeklerin çarpıtıldığı, haber değeri taşıyan bilgilere erişimin engellendiği, sokak röportajında görüş bildirenin tutuklanabildiği bir ülkede tabii ki akademisyen olanların konuşması çok kıymetli. Benim amacım akademik çalışma yaparken akademik dürüstlüğü göz önünde bulundurmamız gerekliliğini bir kavram üzerinden tartışmaktı. Bu yazı vesilesiyle her türlü baskılara ve hayat kaygılarına rağmen doğruları anlatmaktan geri durmayan tüm akademisyenlere saygılarımı da sunuyorum.