Üniversiteye giriş sınavlarına ilişkin haberler arasında geç kaldığı için sınava giremeyen öğrencilere sıkça rastlıyoruz. Her yere zamanında gitme takıntısı olan ve geç kalan arkadaşlarıma söylenen ben bile bu haberlere çok üzülüyorum. Saatlere ilişkin kuralların tabii ki de bir amacı var: sınav düzeni. Fakat sınav zamanından önce fakat binaya alınma zamanından iki dakika geç kalmanın insanların bir senesine mal olmasını hakkaniyetli bulamıyorum. Trafiğin sıkıntılı olduğu, taksinin bulunmadığı ya da herkesin taksi kullanma imkanının olmadığı bir ülkede sınava kısa süreli geç kalmanın sonucu bir yıl beklemek mi olmalı?
Bu düşünceme istinaden Twitter’da bir anket yaptım. 87 kişinin oy kullandığı bu anket sonucuna göre çoğunluk (%69) kurallara uyulması gerektiğini düşünüyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bu sonucu beklemiyordum. Öyle ya kurallara çok uyan bir millet değiliz (!).
Bu anket sırasında da aklıma Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) sınava geç kalınmasına ilişkin bir kararı olduğu aklıma geldi. Ben de bu vesileyle bu kuruma ve karara ilişkin yazmak istedim. Gelin bu ay güne KDK ve onun sınav kurallarının esnetilmesine bakışını yazalım.
Kamu Denetçiliği Kurumu Kimdir?
Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) ombudsmanlık adıyla da bilinir. İsveççe “ara bulucu” anlamına gelen ombudsmanlık, kurumun kendi ifadesiyle bir hak arama kurumu. Ombudsman kelimesinin cinsiyetçi olduğunu düşündüğüm için Anayasa’daki adına sadık kalmaya çalışıyorum. Belirtmek gerek, cinsiyetçilikle mücadele amacı doğrultusunda “ombudsperson” kavramı da kullanılabiliyor. Anayasa md. 74 ile Anayasal güvenceye kavuşturulan KDK, TBMM Başkanlığına bağlı olarak kurulan ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kurum. Hem TBMM’ye bağlı olması hem de kamu tüzel kişisi olarak yürütme içerisinde yer alması erkler ayrılığı ilkesini düşündüğünüzde biraz garip (!). Bu gariplik KDK ilk kurulduğunda Anayasa Mahkemesi’nin önüne de gelmiş ve Mahkeme kuruluş kanununu iptal etmişti. Bu gariplik kurumun Anayasa ile güvence altına alınmasıyla hukukiliğe kavuşturuldu (!)
Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’na göre KDK’nın kuruluş amacı “idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve önerilerde bulunmak.” Yani KDK iyi yönetim ilkelerini gerçekleştirmeyi ve idarenin hukuka bağlı faaliyet göstermesini amaçlayan bir kurum. Burada önemli olduğunu düşündüğüm şeylerden biri KDK’nın yalnızca hukuka değil aynı zamanda hakkaniyete göre de karar vermesi. Bu denetim yolunu tercih ettiğinizde mahkemelerden daha farklı sonuçlar elde edebilirsiniz. KDK, şikâyet başvurusuna ilişkin inceleme ve araştırma sonucunda tavsiye kararı, ret kararı, dostane çözüm kararı veya karar verilmesine yer olmadığına dair karar verebiliyor. Bu detaylar için Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’e bakabilirsiniz. Tabii mahkemelerden farklı olarak bu kurumun kararları bağlayıcı değil. Zira ÖSYM’ye ilişkin vermiş olduğu karar bağlayıcı olmayışının örneklerinden biri. Belirtmek gerek, kararlarının bağlayıcı olmaması bu kuruma başvurmamanız için bir sebep değil. 2023 Yıllık Raporu’na göre 2023 yılında kararlara uyma oranı %77,51. Yani kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin bir şikayetiniz varsa CİMER yerine KDK’ya başvurabilirsiniz.
KDK Sınava Geç Kalanlarla İlgili Ne Demişti?
Söz konusu karar sınav başladıktan sonra sınava alınmamaya ilişkin değil. Ben de sınav başladıktan sonra salona öğrenci alınmasının sınava zamanında gelen öğrencilerin konsantrasyonları bakımından olumsuzluk yaratacağını düşünenlerdenim. Şikayet, “sınavın başlama saatinden 15 dakika önce adayların sınav binalarına alınma işlemleri tamamlanacaktır. Adaylar, saat 09.45’ten sonra sınav binalarına alınmayacaklardır.” kuralına ilişkindi. Bu konuda kuruma 2017 yılında 116 kişi başvuru yapmış.
ÖSYM bu kuralın sınavın zamanında başlatılabilmesi ve hatasız yapılabilmesi için gerekli olduğu görüşünü paylaşmış. Bunun arkasında da telaşlı üst aramaların sınav güvenliği bakımdan sorun yaratacağı ve sınav öncesi yapılması gereken işler için zamana ihtiyaç bulunması var. Geçmişte bu kural esnetildiğinde dikkatleri bozulan kişilerin şikayetleri olduğunu da anlıyoruz. Bu kuralın ÖSYM’nin internet sayfasında, sosyal medya hesaplarında, okullardaki ilanlarda ve en önemlisi sınava giriş belgesi çıktısı alınmadan verilen uyarı ekranında yazdığı da paylaşılan bilgilerden.
KDK ise gerçekleştirdiği inceleme sonucunda bu kuralın eğitim hakkına müdahale teşkil ettiğini tespit etmiş ve bu müdahalenin ölçülü bir müdahale olup olmadığını değerlendirmiş. Bu kuralın sınav saatinden önce sınav binasına gelen adaylara uygulanabilecek en ağır yaptırım olduğu ve daha yumuşak bir çözümün mümkün olduğu değerlendirmesi yapılmış. Bu öneriler arasında 15 dakika kuralına uymayan adayların başka bir sınav salonunda sınava alınması da bulunuyor. Böylece sınav salonundaki kişilerin dikkati bozulmayıp sınav düzeni korunabilir. KDK ayrıca, o yaşta bir insanın bu gibi bir hatadan dolayı bir yıl beklemesi gerekmesini “maddi ve manevi olarak o yaşta bir kişiden katlanması beklenemeyecek derecede ağır bir külfet” olarak değerlendirerek bu müdahalenin orantılı olmadığına karar vermiş. Bu kuralın kademeli olarak değil doğrudan uygulanmasının ise idari istikrar ilkesine aykırı olduğu ve toplum tarafından benimsenmesi için birkaç yıllık zaman dilimlerindeki yumuşak geçişlere ihtiyaç olduğu söylenmiş. Sonuçta da öğrencilerin mağduriyetlerinin giderilmesi ve sınav saatinden 15 dakika önce sınav binası önünde hazır bulunma kuralının gözden geçirilmesi konusunda tavsiye kararında bulunmuş.
KDK kararı bana çok mantıklı geldi.
ÖSYM Bu Kurala Uydu Mu?
ÖSYM, kurallara uymuş diğer adayların mağduriyete uğramadan yeni bir sınavın yapılmasının mümkün olmadığını açıklamış. ÖSYM’ye göre bu kural sınav düzeninin sağlanma amacı karşısında ölçülü ve kamuoyuna duyurulmuş bir kural. Ayrıca, bu sonucun bir ceza olmadığı, tam dersine sınava girme şartının aday tarafından gerçekleştirilmemesinin sonucu olduğu belirtilmiş. Bu cevapta ilginç olan şeylerden biri ÖSYM’nin cevabında KDK’nın kurallarından örnek vermesiydi. ÖSYM, KDK’ya başvuru için de bir süre olduğu ve bu sürenin gözetilmemesinin temel haklardan yoksun bırakılma olarak kabul edilmediğini paylaşmış. Kademeli geçişe ilişkin ise KDK kararıyla birlikte konunun basına yansıdığını ve bu kuralın yeterince duyurulmuş olduğunu dile getirmiş. Benzer kurallar tabii ki diğer sınavlar için de var. ÖSYM de örnek olarak TOEFL ve PISA testlerini göstermiş.
Başka salonda sınava alma önerisine ilişkin ise bu gibi bir uygulamanın zafiyet oluşturacağı değerlendirmesinde bulunulmuş. Yeni salonda fotoğraflı yoklama listesinin olmaması, aynı sınıfta sınava girmek isteyeceklerin bilinçli olarak geç kalacak olması, önceden belirli olmayan sayıda yedek evrak bulundurmanın güvenlik açığı ve belirsizlik yaratacağı, kural ihlali yapanların ayrı salonda sınava alınmalarının özel muamele olarak değerlendirilebileceği bu zafiyetlere örnek verilmiş. Bunun sonucunda ise kuralı değiştirmeyeceğini açıklamış.
ÖSYM’nin cevabı da bana çok mantıklı geldi.
Ben Ne Düşünüyorum?
Son iki başlıkta da belirttiğim üzere bana KDK kararı da ÖSYM cevabı da çok mantıklı geliyor. Sınava erken giden biri olarak kurallara tam anlamıyla uymayan bir öğrencinin zamanında yerini alan bir öğrencinin dikkatini dağıtmaya hakkı olmadığı kanısındayım. Bununla birlikte, henüz sınav başlamamışken yerine geçip soru kitapçığını açabilen bir öğrencinin içeri alınmaması biraz üzücü.
Şöyle ki zamanında binaya giren ama ağır ağır yürüyerek salona ilerleyen biriyle kapıların kapanma saatinden iki dakika sonra binaya girip hızlı yürüyen biri salona aynı anda varabilir. Bu da bende eşitsizlik hissi uyandırıyor. Peki sınırı ne olmalı? Belki kademeli bir düzenleme yapılabilir. 15 dakika kuralına uyanlar salonlara geçerken iki/üç dakika geç gelenler bir alanda bekletilip sınav başlamadan belirli süre önce yerlerine alınabilir. Tabii herkesin buna güvenmesi durumunda kural 12 dakika kuralıymış gibi anlaşılabilir. Bunun önüne de belki geç kalanların optik okuyucularını kontrol etmeleri için vb. verilen zamanlarının doğal olarak azalması ve sınava geç başlama riskinin ortaya çıkmasıyla geçilebilir. Kendimce çözüm üretmeye çalışırken de her yeni esnekliğin bir başka çözüm ihtiyacını doğurduğunu fark ediyor ve soruyorum: nereye kadar esnek olmak gerekir?
“Her soruya da bir cevabı var” denilen insanlardan biri olsam da bu soruya bir cevabım yok. Bir yıl kaybının ölçüsüz olduğunu düşünüyor ama gerçek anlamda bir çözüm üretemiyorum. Sizin çözümleriniz var mı? Aklınıza gelen önerileri benimle paylaşırsanız çok sevinirim.

