Hukuk Fakültesi’nden mezun olalı neredeyse 10 yıl oldu. Henüz üniversite öğrencisiyken “avukatlık sınavı” gelecek söylentilerini konuşuyorduk. Biz sınava girmeden avukat olduk. Akademiye döndüğümde de avukatlık sınavının öğrencilerimin arasında konuşulan bir konu olmaya devam ettiğini gördüm. Sınav olacak mı? Ne zaman olacak? Nasıl olacak? soruları etrafında dönen bu tartışmalar Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) yayınlanmasıyla birlikte görece netlik kazanmış durumda. Belirtmek gerek, bu yazıda ele alacağım şeylerin bir kısmı bu Yönetmelik’ten önce de biliniyordu. Nitekim sınav 2547 s. Yükseköğretim Kanunu’nda yapılan bir değişiklik ile geldi.
Ben de bu ay hukuk mesleklerine giriş sınavlarına yazmak istedim. Gelin bu ay güne baro sınavları üzerinden bakalım.
Sınav Gerekli Midir?
Öğrencilik yıllarımda sınav bize denk gelmediği için mutluydum: Yıllardır çalışıyoruz, bir sınava girmeye daha ne gerek var? Doğrusunu söylemek gerekirse yoğun çalışma gerektiren bir lisans eğitimi sonrasında sınav yapılmaması gerektiğini düşünüyordum.
Avukatlık sınavı hakkında gerçek anlamda düşünmeye bir toplantı vesilesiyle başladım. Avukatlık yaptığım sırada Almanya’daki bir toplantıda Avrupalı bir meslektaşım bizde baro sınavı olmayışını garip karşılamıştı. Bu vesileyle avukatlık yapabilmek için sınav kazanmanın yurt dışındaki avukatların gözünde itibar meselesi olduğunu anladım. 2022 yılında New York Eyaleti Baro sınavını geçince gelen tebriklerden aslında bu gibi bir sınavda başarılı olmanın Türkiye’de de anlam ifade ettiğini fark ettim. Görünen o ki, baro sınavını geçmiş olmak bizde de itibar meselesi.
Türkiye’de sınavsız avukat olmuş biri olarak bunu söylemek kolay belki ama avukatlık yapabilmek için sınav yapılması gerektiğini artık düşünüyorum. Bunun sebebi de “itibar” elde etmek değil. Avukatlık mesleği gerek avukat sayısındaki artış gerekse hukuk eğitiminin niteliğindeki zayıflama sebebiyle bence bir süredir zarar görüyor. İstanbul Barosu yemin törenim sırasında o dönem Baro Başkan Yardımcısı olarak konuşma yapan Mehmet Durakoğlu, İstanbul Barosu’nun New York Eyaleti Barosu’ndan sonra dünyadaki en kalabalık baro olduğunu söylemişti. İstanbul Dünya’nın en kalabalık şehirlerinden biri olduğu için bu bilgi tek başına çok şaşırılacak bir bilgi değil. Fakat avukat sayısının avukat ihtiyacından fazla olduğu hepimizin hissiyatı. Yeni mezunların staj/iş bulurken zorlanması, çok düşük ücretlerde çalıştırılmayı kabul etmesi, kıdemli avukatların bile bazen avukatlık tarifesindeki ücretleri tam anlamıyla uygulayamaması bunların göstergelerinden. Bunun temel sebebi de tabi hukuk okumanın “altın bilezik” sayıldığı bir düzende çok fazla hukuk fakültesi açılmasıydı. Nicelik olarak artışın önüne bir süre sonra hukuk fakültelerine giriş için sıralama şartı konmuş olsa da “tren” biraz kaçmış durumda. Nicelik bu kadar artarken niteliğin aynı kalması da özel önem gösterilmediği sürece zaten zor. Kanımca eğitimin niteliği de zarar görmeye başladı. Bu farklı üniversitedeki hocalarım ve meslektaşlarım arasında da konuşulan bir husus. Bir akademisyen/akademisyen adayı olarak bu kısmı daha fazla konuşasım yok (!)
Hal böyleyken bir sınavın gelmesi sorunların artışının önüne geçmek için -tek başına yeterli olmasa da- bir yöntem. Tabii bu düzenlemenin bende yarattığı bazı endişeler var. Biraz da bunları konuşalım.
Sınavın Yarattığı Endişeler
Sınavın Yöntemi:
Sınavın tamamı çoktan seçmeli sorulardan oluşuyor. Yazmanın bu kadar önemli olduğu bir meslek için test yöntemiyle yetinilmesi beni düşündürüyor: Acaba yazılı bir sınav da yapılamaz mıydı? Örneğin New York Eyaleti Baro sınavı hem hukuki görüş notu yazmanızı hem de olay sorularına yazılı şekilde cevap vermenizi gerektiren bir kısmı da içeriyor. İki günlük sınavın bir günü tamamen yazılı. Tabii bu gibi yazılı bir sınav yapmanın zorluğunu kabul ediyorum. Yazılı bir sınavın tamamen objektif değerlendirildiğinden emin olunması da bundan emin olunduğu durumda dahi bu gibi bir değerlendirmenin uzun zaman alacağı gerçeği de yazılı sınavın önündeki engellerden. Yanlış anlaşılmasın, sınavın yöntemine ben karar verecek olsam ben de şu an için yalnızca test yöntemini seçerdim. Fakat ilk aşamada değil belki ama yazılı bir sınav nasıl sisteme entegre edilir sorusu uzun vadede düşünülmesi gereken sorulardan. Bu arada insanların yazıları nasıl okunuyor diye soranlar olabilir, söyleyeyim: isterseniz sınava bilgisayar ile girebiliyorsunuz.
Sınav yöntemine ilişkin bir diğer endişem de test sorularının ne şekilde oluşturulacağı. Test sınavı dendiğinde benim aklıma ilk gelen ezber gerektiren sorular oluyor. Daha doğrusu ezber bilginin yettiği sorular, zira kabul edelim hukukta hiç ezber yok doğru bir tespit değil. Bununla birlikte, hukuk eğitimi kuralların ezberlendiği değil belirli bir nosyonun öğrenildiği, uygulanacak kuralları araştırmanın ve olaya uygulayabilme yetkinliğinin geliştirildiği bir eğitim olmalı. Bu yüzden de salt ezber bilginin sorulduğu sınavlar hukukun geleceği için endişe taşıyor. Bu endişe ilk olarak muhakeme yeteneklerini geliştirmek yerine ezber yapan hukukçular riskine ilişkin. Bu doğrultudaki bir diğer endişem de hukuk fakültelerinin dershaneye dönmesi. Öğrenciler için ek kurslar/programlar sunulması söz konusu olabilir, mesele bu değil. New York Eyaleti Baro sınavı için de kursa gitmeniz elzem. Fakat hukuk eğitiminin kendisi buna dönmemeli. Üniversitelerin sınavlarda başarı oranları eminim ki üniversite “reklamlarında” kullanılmaya başlanacak. Bu da üniversitelerin tamamen sınav odaklı bir eğitim düzenine geçme riskini barındırıyor. Bu da kanımca hukuk eğitiminin niteliğine zarar verilmesi demek. Bunun tabii ki de bir çözümü var, zira muhakeme ve aslında “hukukçuluk” gerektiren test sorularının oluşturulması mümkün. Soruda bir olay paylaşıp onun çözümünü şıklardan seçtirebilirsiniz. Hatta sorunun altına ilgili mevzuatı bile paylaşabilir, öğrencinin mevzuat doğrultusunda bir yorum yapmasını bekleyebilirsiniz. “Aşağıdakilerden hangisi Belediye Encümeninin görevi değildir” gibi bir soru yerine Belediye Encümeni’nin görev ve yetkilerine ilişkin kanun maddesini verdiğiniz ve bir encümen kararının hukukiliğine ilişkin değerlendirme yapılmasını beklediğiniz sınav daha nitelikli bir sınav olacaktır, naçizane. Bekleyip göreceğiz.
Sınavın Kapsamı
Hem Kanun hem de Yönetmelik ile sınavda sorulacak alanlar da paylaşıldı. Bu kapsamda ne olduğundan ziyade ne olmadığı benim ilgilendiğim bir konu. Uluslararası kamu hukukunun ve insan hakları hukukunun olmaması benim ilk dikkatimi çeken şeydi. Sonra New York Eyaleti Baro sınavını düşündüm. Evet, orada da uluslararası hukuk ya da insan hakları sorulmuyor. Fakat Amerika’da uluslararası kamu hukuku zorunlu bir ders de değil. Türkiye’de zorunlu ders olmasının yanı sıra avukatlık için de çok önemli. Anayasamız usulüne göre yürürlüğe konmuş uluslararası sözleşmelere kanun gücü tanımış durumda. Hatta bu sözleşmeler temel hak ve özgürlüklere ilişkinse bu sözleşmelerle kanun hükmünün çatışması durumunda sözleşme hükmünün esas alınacağını da söylemiş. Tabii ülkemizde bu maddenin özellikle AİHM kararları bakımından görmezden gelinmeye çalışıldığı düşünüldüğünde uluslarası hukukun öneminin tam kavranamamış olması şaşırtıcı değil. Bununla birlikte insan hakları Anayasa hukuku başlığı altında da sorulabilir, zira temel hak ve özgürlüklerimizin güvence altına alındığı temel metin çok sevgili Anayasa. Umarım bu sorular kapsamında hak ve özgürlüklere de yer verilir ve insan hakları avukatlık bakımından değersizleşmez. Özel hukukçuların kapsama alınmadığı için eleştirdiği alanlar da var, mesela Milletlerarası Özel Hukuk. Bu da bende acaba sınav “yabancı” hukuktan mı kaçıyor sorusunu uyandırdı. Bu konunun sınavda olmasının önemini de özel hukukçuların değerlendirmesine bırakıyorum.
Sınav kapsamına ilişkin bende soru işareti yaratan diğer şey Yönetmelik’te alanların karşısında puanların yazması oldu. Konu ağırlıklarının paylaşılması belirlilik ilkesi bakımından önemli. Tüm sınavın tek bir alandan olmasını istemeyeceğiniz gibi her sene farklı konuya ağırlık verilmesi de doğru olmaz. Fakat net puanlar yerine puan aralıkları/yüzdeler paylaşılabilirdi. Burada endişe duymamın gerekçesi ise konulara bakış. Bir soru aynı zamanda hem Anayasa hukuku, idare hukuku hem de ceza hukuku içerebilir. Borçlar hukuku ile idare hukukunu birleştirebildiğiniz sorular yaratılabilir. Zaten avukatlık yaparken de karşınıza farklı alanları birlikte değerlendirdiğiniz uyuşmazlıklar çıkmıyor mu? Fakat sanki hukuk bir bütün değilmiş ve her bir konu bağımsızmış gibi puan yaklaşımı hukuk eğitimine bakışın biraz köşeli olduğu endişesi yaratıyor. Mesela merak ediyorum, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine ilişkin bir soru hangi alanın puanından götürecek?
Bunlar benim aklımdaki sorular. Bu sorular kimsenin aklına gelmeyecek nitelikte sorular değil. Eminim ki bu hususlar Yönetmelik yazılırken de vardı ve sınav soruları oluştururken de olacak. Ben de bir akademisyen olarak dile getirmiş olmak istedim. Sizlerin farklı endişeleriniz varsa bana yazarsanız sevinirim.
Yazıyı bitirirken belirtmek gerek. Hukuk mesleklerine giriş sınavıyla ne hukuk eğitiminin, ne avukatların ne de Türk yargısının sorunları çözüme kavuşmayacak. Bu yüzden çözüm düşünmeye devam.

