Mahalli idare seçimlerine bir hafta kaldı. İttifak tartışmaları, adaylıklar, istifalar, adayların vaatleri, adayların gafları derken ekranlarda da sosyal medyada da uzun süredir seçim konuşuluyor. 31 Mart’ta da sandığa gidip oyumuzu vereceğiz. Bir kısmımız sandık kurulu üyesi, müşahit ya da avukat olarak görev alacak kimimiz oy sayımını izlemeye gideceğiz. Ben de eşine başka ülkelerde pek rastlanmadığını düşündüğüm oyuna sahip çıkma motivasyonumuzdan yola çıkarak bu ay bu görevleri üstlenenler olarak aklımızda bulunması gereken beş temel başlığı kaleme almak istedim. Bu yazı siyasi partilerin verdiği eğitimlerden biraz daha farklı başlıklandırmalara yer verecek. Bu maddeler neredeyse 10 yıldır seçimlerde görev yapan biri olarak gözlemlerime dayanıyor, naçizane. Gelin bu ay güne seçimler üzerinden bakalım.
Maddelere geçmeden belirtelim, oyumuza ve dolayısıyla demokrasiye sahip çıkmak için emek ve mesai harcıyor olmamız çok kıymetli. Umarım siyasiler bu emeğin farkında olarak görevlerini yaparlar.
1) Saygıyı Aşmamak: Evet, ilki bu. Adayların arasındaki yarış ve sosyal medyadaki gerilim maalesef hepimizi etkiliyor. Bazı siyasiler de seçime değil savaşa gidiyormuşuz gibi davranıyor. Bu yüzden de her gördüğümüz aksaklığa “oy çalıyorlar” diye yaklaşıyoruz. Oysa bazen bilgisizlik bazen de yoğunluk/yorgunluk sebebiyle bazı şeyler gözden kaçabiliyor. Bu yüzden bir usulsüzlük görüldüğünde “ne yapıyorsunuz siz” diye bağırmak yerine kibarca uyarmayı denemek bana daha doğru geliyor. Aksi durumda o an hatalı davranan kişi de hareketini düzeltmek yerine savunmaya geçiyor ve iki dakikada çözülebilecek bir husus için 10 kişi kavga etmeye başlıyor. Bu tabii ki sessiz kalmak demek değil. Bir hatada diretiliyorsa ısrardan ve mevzuatın bize verdiği yetkilerden vazgeçmemeliyiz. İster istemez seslerin yükselebildiği bu direnmede de sakinlik korumak aslında çok daha fazla işe yarayabilir.
2) Mevzuattan Şaşmamak: Mevzuattan şaşmamak ile kastettiğim aslında görevlerinizi hukuka uygun ve dolayısıyla tarafsız bir şekilde yerine getirmek. O görevi üstlenmemizin sebebi trafolara kedi girerse verdiğimiz oyların ortadan kaybolmaması (!) Bu da hak edilmeyen oyları almak demek değil, iradesini gösteren seçmenin iradesinin doğru yansıtılması demek. Bununla birlikte bazı kişilerin kendilerini yakın hissettikleri partilerin lehine olacak şekilde yorum yapma eğilimleri olduğuna birkaç kez şahit oldum. Oysa seçimlere yönelik kuralları içeren mevzuat -genel olarak- açık. Bu sebeple demokrasiye katkı sunmak için zaman ve emek harcadığımız bu günde bize yakışan etik dışı eğilimlerden kaçmak. Tanıdıklarınız arasında bu görüşümü paylaşmayanlar varsa onlar için farklı bir riskten de bahsetmek istiyorum. Eğer bir kuralı, desteklediğiniz parti için çarpıtarak bir kere uygularsanız, günün/sayımın ilerleyen zamanlarında o uygulamadan şaşamazsınız. “Biraz önce bu oyun geçerli olacağını siz söylediniz” karşılaşabileceğiniz bir söylem. Sonra bir bakmışsınız aslında desteklemediğiniz parti sizin sayenizde kuralı büküyor ve sonuçlar seçmen iradesini yansıtamıyor.
3) Bilgiden Kuvvet Doğar: Mevzuattan şaşmamak iyi bir bilgi birikimi de gerektiriyor. Seçim görevi sırasında kuralları ve bu kuralların mevzuattaki yerini iyi bilmek gerekiyor. Sandık kurulu başkanı ya da memur üye zaten biliyordur demeyin. Bazı durumlarda onlar da partilerin kurallara hakimiyetine güvenebiliyor. Kurulda kimse yeteri kadar bilmiyorsa da hukuka aykırılıklar ortaya çıkabiliyor. Her seçimde tartışma çıkan bir örneği paylaşayım. 138 sayılı Genelge’ye göre elleri eksik olanlar veya bu gibi bedeni engelleri açıkça belli olanlar o seçim çevresi seçmeni olan ve o sırada sandık çevresinde bulunan akrabalarından birinin, akrabası yoksa diğer herhangi bir seçmenin yardımı ile oylarını kullanabilirler. Fakat bir seçmen birden fazla engelliye yardım edemez. Bazı durumlarda maalesef bir kişinin bekleyip tüm engelli vatandaşlarımız ile oy kullanma alanına girmek istediğini görüyoruz. Sandık kurulu üyeleri kurala hakim değilse bu kural “aman ne olacak” yaklaşımıyla ihlal edilebilir. Oysa siz ancak bir kişiye yardım edebilme kuralını bilirseniz hukuksuzlukların önüne geçebilirsiniz. Kuralları bilmek aynı zamanda kurallarda yer alan kavramlara hakim olmayı da gerektiriyor. Mesela hesaba katılmama ile geçersizlik birbirlerinden farklı şeyler. Örneğin bir zarf içerisinden aynı seçim türüne ait birden fazla oy pusulası çıkmışsa bunlardan biri hesaba katılmaz. Siz bu hesaba katılmayan pusulayı geçersiz diye not ederseniz, itiraz sürecinde aslında sayılmaması gereken bir pusulanın oy olarak değerlendirildiğini görebilirsiniz.
4) Söz Uçar Yazı Kalır: Mevzuatı bilmek her zaman yetmez. Bu bilgilerin kayıt altına alınması da önemli. Örneğin bir usulsüzlüğü şikayet ettiğinizde ve özellikle şikayetiniz reddedildiğinde bunun tutanak defterine geçirilmesi şikayetin kendisi kadar mühim. Zira her uyuşmazlık oy verme veya sayım anında çözüme kavuşmuyor. İlçe/il seçim kurulları veya Yüksek Seçim Kurulu’na taşınabiliyor ve bunun yolu da şikayetlerinizi kayıt altına almak. Kayıtlı olması gereken şey yalnızca şikayetler de değil. Bir üstte ele aldığımız hesaba katılmayan / geçersiz oy ayrımı da mesela önemli. Hesaba katılmayan zarfları/pusulaları üzerine bir not yazmaksızın teslim ederseniz sandığınızdaki oyların tekrar sayılması durumda bir anda farklı sonuçlar çıkmasına yol açabilirsiniz.
5) Vazgeçmemek: Demokrasi sandıktan ibaret değil; ama yönetecek kişileri seçmek de demokrasinin olmazsa olmazı. Vatandaşlar olarak da bunun fazlasıyla farkındayız ki oy vermekle kalmıyor oyumuza sahip çıkmaya çalışıyoruz. Fakat bazen gerek yorgunluk gerekse sosyal medyaya düşen haberler yüzünden yenilgi hissedip bırakabiliyoruz. Oysa tüm oylar sayılana kadar sonuç belli olmaz. Hatta tecrübe ettiğimiz üzere itiraz süreçleri sonucunda da önemli değişikliklerle karşılaşabiliyoruz. Bu yüzden üstlendiğimiz görevi motivasyonumuzu düşürmeden tamamlamalı, saygıyı aşmadan ve mevzuattan şaşmadan oyumuza sahip çıkmaktan vazgeçmemeliyiz.
Bu yazıyı seçimde görev alacak herkese emekleri için teşekkür ederek bitirmek istiyorum. İyi ki varsınız!

