Ben RTÜK eleştirmekten sıkıldım, RTÜK ifade özgürlüğü ve sanat özgürlüğünü ihlal etmekten sıkılmadı. Bildiğimiz üzere bu ay gündem olan şeylerden biri Kızıl Goncalar dizisine verilen cezaydı. Ben de oturdum diziyi izledim. Çalışma alanım itibariyle RTÜK biraz bildiğim de bir kurum. Gelin yeni yılın ilk ayında güne RTÜK ve Kızıl Goncalar üzerinden bakalım.
RTÜK Kimdir?
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, yani RTÜK,1990’ların başında özel radyo ve televizyonların kurulmasıyla birlikte, radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek amacıyla 1994 yılında kurulmuş bir idare. Bu kuruluş, piyasaları düzenleme ve denetleme görevi üstlenen diğer idarelerden (mesela BDDK, EPDK…) farklı olarak Anayasayla açıkça güvence altına alınan idarelerden. Anayasa RTÜK’ün görev ve yetkilerini ise kanuna bırakmış durumda.
6112 s. Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un (“Kanun”) amacı “radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin düzenlenmesi ve denetlenmesi, ifade ve haber alma özgürlüğünün sağlanması, medya hizmet sağlayıcılarının idarî, malî ve teknik yapıları ve yükümlülükleri ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kuruluşu, teşkilâtı, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esasları[nın belirlenmesi].” RTÜK de bu amaç doğrultusunda faaliyet gösterecek olan “idari ve mali özerkliğe sahip, tarafsız bir kamu tüzel kişiliği.”
Sosyal medyadaki tartışmaları takip ediyorsanız, RTÜK üyelerinin seçiminde siyasi partilerin rol oynadığını görmüşsünüzdür. Fakat bu kuruluş üyelerini kim atarsa atasın bağımsız ve tarafsız olması gereken bir kurum. RTÜK’ün tarafsızlığı Anayasayla olmasa da Kanun ile öngörülmüş durumda. Hukukçular, idare hukuku derslerinde düzenleyici otoriteler üzerine konuşulurken bağımsızlık vurgularını hatırlar. Bu arada, Anayasa’da öngörülmesi ve seçim usulü dışında ben RTÜK’ü müdahale edebildiği hak ve özgürlükler bakımından da diğer bağımsız idari otoritelerden ayırıyorum. Diğer otoritelerin odak noktası ekonomik hak ve özgürlükler iken, RTÜK bunlara ek olarak ifade özgürlüğü ve sanat özgürlüğü üzerinde de önemli etkiler doğuruyor. Tüm hak ve özgürlüklerin ayrıştırılmadan bir bütün olarak korunması gerektiğini düşünmekle birlikte, ben müdahale alanı bakımından ifade özgürlüğünü birazcık ayrı tutuyorum, naçizane.
Peki RTÜK ne yapıyor? RTÜK’ün medya hizmeti sağlayıcı kurumlara lisans verme yetkisi olduğu gibi, bu hizmetlerin kanunda öngörülen kurallara uygun şekilde yerine getirilip getirilmediğini denetleme ve idari yaptırım uygulama yetkileri de var. Bu yazı bakımından önemli olan yetkisi de denetleme ve idari yaptırım uygulama yetkisi.
Kanun, medya hizmet sağlayıcılarının sunduğu hizmetlerin uyması gereken bazı ilkeler öngörüyor. Medya hizmeti sağlayıcılarının yayınları, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına aykırı olamayacağı gibi, toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez, terör övemez, toplumun milli ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz, çocuklara, güçsüzlere ve engellilere karşı istismar içeremezler, bağımlılık yapıcı maddeleri özendiremez, toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşüp kadınlara yönelik baskıları teşvik edemez (ilgili tüm ilkeler için bkz. Kanun md.8).
Bu ilkeleri ihlal edenler hakkında ise “ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası” verilir. Ayrıca, “ihlale konu programın yayınının beş keze kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarılmasına” da karar verilebilir (bkz. Kanun md. 32).
Kızıl Goncalar ve İhlal Ettikleri (!)
RTÜK kararı henüz internet sitesinde yayınlanmış değil; bu yüzden yaptırım verilerini haber sitelerinden ediniyorum. Kızıl Goncalar dizisine 9 milyon TL’lik para cezası ve 2 kez yayın durdurma cezası verilmiş. Bunun gerekçesi ise yukarıda bahsettiğimiz ilkelerden milli ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı davranmış olması. İdare mahkemesi ve bölge idare mahkemesi de idari yaptırım kararının iptal talebini yetişemediğimiz bir hızda reddetti. Biz iki haftadır Kızıl Goncalar’dan mahrum kaldık. (İç ses: İdare hukuku çalışan bir akademisyen olarak idari yargı da pek bir hızlı maşallah desem saygısızlık etmiş olur muyum? Neyse ben yine demeyeyim.) Bu arada Kızıl Goncalar’ı zor duruma sokan yalnızca RTÜK de değildi. Dizinin, tepkiler üzerine kamu kurumlarına ait bazı mekanları kullanmasının engellendiğini de hatırlamak gerek.
Önyargılı davranmamak adına kararın gerekçesini araştırmadan önce diziyi izleme kararı aldım. İnternet sitesinden izlerken hiçbir şekilde rahatsızlık hissetmediğim gibi insanları ne rahatsız etmiş sorusunun cevabını da bulamadım. Bu cevapsızlık ve bazı yerlerin hızlı geçildiği hissim bana internete konan videolarda “rahatsız edici” kısımların çıkartıldığını düşündürdü. Cezalandırılma gerekçesi olan sahneleri sosyal medyada aradığımda bu düşüncemde yanılmadığımı anladım. RTÜK Başkanı Şahin, 36 bine yakın şikayet aldıklarını açıklayıp cezayı “gözümüzün içine baka baka yapılanlara karşı sessiz kalmamız mümkün değildi” diyerek gerekçelendirdi. Şikayet miktarının çokluğu bir anlam taşıyabilse de, bir eserden çok fazla insanın rahatsız olması o eserin yayımının engellenmesi anlamına gelmez. Burada bahsettiğimiz şeyin sanat olduğunu ve sanatın rahatsız etme özelliğinin de bulunduğunu unutmamız gerekir. Dizinin ceza almadan önceki bölümlerini izleyen arkadaşlarımdan ifadelerin sert olduğu eleştirisini de duydum. Ama sanata erişim biraz da akla gelmeyeni düşündürüp insanları zorladığı için kıymetli değil mi? Aranızda TV dizisi de sanat mı diyenler olabilir. Sanatın ne olduğundan ziyade tanımlanamaz olduğu üzerinde uzlaşmanın kolay olduğunu, sanatın geniş anlamıyla “yaratıcı bir kompozisyon” olarak tanımlanabileceğini düşündüğümü ve bu bağlamda dizilerin de pekala sanat olduğunu belirtmekle yetiniyorum. Tabii kitle iletişim aracı olması sebebiyle farklı ele alındığı durumlar da olacaktır. RTÜK kararı yayınlanınca göreceğiz.
Peki bu ilkeleri ihlal eden şeyler nelerdi?
(spoiler alert) Benim sosyal medyadan anladığım dini bütün olduğunu iddia eden bir börekçinin aslında tereyağı kullanmamasına rağmen kullanmış gibi göstermesi ve Kur’an-ı Kerim öğretmeninin çocuklara haksız yere ağır cezalar vermesi. Karar metni yayınlanınca daha detaylı incelemek mümkün olacaktır; fakat bunlar ceza vermek için yeterli mi? Çünkü bu gerekçeler, Kızıl Goncalar dizisinin kendini dindar tanımlayan bazı insanların aslında kötü insanlar olduğunu göstermesini değerlere saygısızlık olarak nitelendiriyor. Bir başka gerekçe de sanırım eski 28 Şubatçı karakterin bu tarikat mensupları için gericiler demesi. Dizide 28 Şubatçı birinin ayrım gözetmeksizin inançlı insanlara gerici demesi övülmezken ve dizinin genç ana karakterlerinden olan Zeynep kadınları eğitimin dışına çıkaranların inancın neresinde olursa olsunlar aynı gericilikte olduğunu ortaya koymuşken bunlara neden kızdılar? Bu 36 bin kişinin değerleri gerçekten bu kadar kırılmaya müsait mi sorusu bir yana, bu gibi sahnelere ceza verilmesi sanat özgürlüğünü anlamamaktır. Nitekim sanat doğru olanı göstermek zorunda değildir. Kaldı ki, inançlı olduğunu söyleyen insanların da kötü olabildiği hepimizin malumu. “Din ve ahlak eğitimi” ile “değerler eğitimi” vermeyi amaçlayan bir vakıfta 45 çocuğun cinsel istismara uğradığı da bir bakanın bir kereden bir şey olmaz yaklaşımı da çok ama çok gerçekti. Yani sevgili RTÜK, kendini inançlı olarak tanımlasın ya da tanımlamasın bu ülkede kötü insanlar var. Bu arada dizide seküler olarak gösterilen (bu lafı da hiç sevmiyorum) kesimin içerisinde kötü insanlar olduğu da gösteriliyor.
Fakat bence Kızıl Goncalar’a ilişkin ilginç olan şey, dizide insanları kandıran börekçinin tarikat tarafından cezalandırılması. Yani tarikat lideri gün sonunda haklının yanında duruyor. Peki bu manevi değerleri nasıl zedeliyor? Anlayan varsa lütfen açıklasın. Belki de rahatsızlık duyulan dini sömüren insanların tarikat dışına itilmesidir? Kim bilir?
Ceza İsteyenler Amacına Ulaştı Mı?
Beni rahatsız eden şeylerden biri, tarikatlar rahatsız oldu diye temel hak ve özgürlükler alanında hareket eden bir kamu kurumunun ifade özgürlüğü ve sanat özgürlüğü gibi dokunulmaz alanları geniş olan özgürlüklere rahatça müdahale edebilmesi. Bu münferit olarak gördüğümüz bir şey de değil. Nitekim biz bu hassas kalpli kişiler yüzünden kadınların yaşam hakkını koruma altına alan İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkılabildiğini de gördük. Beni de korkutan bu. Kızıl Goncalar dizisi üzerindeki etkisi bakımından ise sonraki bölümleri izlemek lazım. Bu yazıyı tamamlarken Kızıl Goncalar’ın üçüncü bölümünü izliyorum. Hassas kalplerin rahatsız olabileceği şeyler olabilir; fakat benden duymuş olmasınlar.
Fakat bu gibi davranışlar aslında hassas kalpli bireylerin istemediği sonuçlara yol açıyor. Bunlardan ilki seyirci kitlesinin genişlemesi. Bunun örneği sanırım benim ve bence tek değilim. Kızıl Goncalar ceza almasaydı ben bu diziyi izlemiyor olacaktım. Bir diğeri ise sanat dayanışması. Sosyal medyada önüme Ömer adlı dizide yer alan bir sahne düştü. Bu sahnede dizinin ana karakterlerinden olan imam, din adına konuşan ve dini sömüren bazı insanların özellikle de gençleri dinden uzaklaştırdığını söylüyordu. Bu sahnenin, Kızıl Goncalar dizisine bir gönderme olduğu yorumunu da okudum. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de bu davranışı sanat özgürlüğüne yapılan ölçüsüz müdahaleye karşı durmak olarak yorumladım. Gerek seyirci gerekse sanatçı/yayıncı özelinde tepki gösterilmesi ise özgürlük alanlarımızı koruyabildiğimize ve koruyabileceğimize olan inancımı artırdı. Ne dersiniz? Belki de RTÜK fark etmeden özgürlüklerimize sahip çıkma fırsatı sunmuştur.

