Gelin Bu Ay Yıla Bakalım

Published by

on

Aralık ayı Günebakan için yıla bakmak demek. Bu Aralık da 2023’e bakıp keşke olmasaydı ve iyi ki oldu dediğim üçer konu üzerine yazdım. Bu sene aklıma keşke olmasaydı dediğim çok sayıda şey gelirken iyi ki oldu dediğim şeyleri bulmakta çok zorlandım. Oysa son iki senedir tam tersini diliyorum.

Her bir konu ayrı bir bültene konu olacak nitelikte olsa da ben önemli gördüğüm (daha doğrusu üzerine konuşmak istediğim) bir kısmını kısaca ele almaya çalışacağım. Bazılarına zaten geçmiş bültenlerde yer de verdim.

Bu vesileyle her ay buluştuğumuz Günebakan okuyucularına şimdiden mutlu bir 2024 diliyorum. Umarım bir sene sonraki yazıda ‘keşke olmasaydı’ listesini üç maddeye tamamlamak, ‘iyi ki oldu’ listesini üç maddeye indirmekte zorlanırım.

Her şey gönlünüzce olsun!

Keşke Olmasaydı

Deprem

6 Şubat’ta merkez üssü Kahramanmaraş olan iki deprem tüm ülkeyi sarstı. Bazı siyasiler “kader” kavramının arkasına sığınsa da deprem ülkesi olarak bilinen bir yerde deprem kader değildir. Yaşam hakkını korumakla yükümlü Devlet, depremi önleyemediği gibi etkilerini de azaltamadı. Belki deprem mevzuatı yeterliydi ama fazla yıldızlı otellerin bile yıkılması bizlere bu kuralların uygulanmadığını gösterdi. Depremin yıkımı öngörülemediği gibi etkilerini de azaltamadık. Kurtarma çalışmalarının ekip ve gerekli teçhizat eksikliği, enkazlara yolların zarar görmesi gibi sebeplerle erişememe ya da koordinasyon eksikliği hepimizin malumu. Bu yüzden de 50 binden fazla vatandaşımızı kaybettik. Kızılay’ın çadırı parayla satması, ekranlarda “şov” miktarda bağış sözü verilip o bağışların toplanamaması ve üzerinden 10 ay geçmesine rağmen insanların hala çadırlarda kalıyor olması da yeterli çözüm sunamadığımızın göstergesi. Çok değil, üç gün önce çadırda kalan depremzede bir vatandaşımızın gece baraka tuvalete giderken düşüp öldüğü haberini okuduk. Evet, yıl neredeyse 2024.

Bir an önce bölgenin -eski dokusuna uygun şekilde- yeniden yapılandırılması ve vatandaşlara bu süreç içerisinde mağdur edilmedikleri bir yaşam sunulması gerekiyor. Bir de tabii sorumluların doğru bir şekilde tespit edilmesi ve yargılanmaları gerekli. Belirli iddianamelerin hazırlandığı bilgisi paylaşıldı. Adalet Bakanı Tunç da deprem bölgesindeki adli süreçlerin hızlandırılması çalışmalarını yürüttüklerini söyledi. Bize düşen de bu süreçleri takip etmek.

Hızına Yetişilemeyen Zamlar

Benim alanım ekonomi olmadığı için yazdığım herhangi bir şeyde ekonomiye yer verirken biraz düşünüyorum. Fakat yılı değerlendirirken, ekonomist olarak değil ama bir vatandaş olarak yorum yapabileceğimi düşünüyorum. Bu sene Nisan ayında Twitter’da 200 TL ayırdığım pazar alışverişinden kalan 5 TL ile ne alınabilir diye sormuşum. Geçtiğimiz hafta yaptığım pazar alışverişinde ise -genelde benzer şeyler alıyorum- neredeyse 300 TL harcadım. Üstelik Nisan ayında 5 TL ile 25 gr peynir alınabilir demişim, şu an aynı peynirin 25 gramı 10 TL. Fiyat artışlarına kimse, özellikle de maaş artışları, maalesef yetişemiyor. Seçimden sonra görece makul ekonomi politikalarına geçildiği için bazı ekonomistler sevinse de market alışverişleri yapanlar benzer sevinçler yaşayamıyor. Bazıları nereden elde ettikleri belli olmayan dolarlarla saçlarını sarsa da, et fiyatlarındaki artışın %100’ü geçtiği, zeytinyağı fiyatında artışın %264 olduğu, Ocak ayında litresi ortalama 22,51 olan motorinin Kasım ayında 37,72 TL’ye çıktığı bir sene yaşadık. Bunlar lüks geldiyse ekmeğe bakalım (!). Ocak ayında 200 gramı 5 TL olan ekmek bugün 8 TL. Yüzde 60 artış. Yani fiyatlar düştü diyen TCMB başkanı Hafize Gaye Erkan değil, soğanın patatesin fiyatına bak diyen Sadık abi haklı.

Sarsılan Muhalefet

Oylarınızla iktidar olan bir parti ülkeyi iyi yönetemezse tercihinizden pişman olabilirsiniz, bu normal. Fakat Türkiye’de bu sene insan muhalefete oy verdiğine pişman olur hale geldi. Benim için farklı partilerin demokrasi idealinde bir araya gelmesi kıymetliydi. Adayın son masalara kadar belirlenememesi, kamuoyunda karşılığı olan bir siyasetçinin aday gösterilmemesi ya da masanın dağılma riski bir seçmen olarak beni kızdırmıştı. Yine de demokratik bir Türkiye için ortak bir ideal etrafında birleştiklerini düşünüyordum.

Seçim(ler) kaybedildi. Bu senenin keşkeleri arasında yer alan şey benim için bu kayıp değil. “Ortak ideal” etrafında birleştiklerini sandığım(ız) partilerin aslında hepsinin bencilliklerine şahit olmamız. Hatasını kabul edip koltuk bırakması gerekenlerin koltuklarını bırakamaması, arka planda halktan saklanan “gizli protokollerin” ortaya çıkması, yenilik diye ortaya çıkanların aslında yenilenmesi gereken insanlar olması, partilerin birbirlerini suçlayıp yerel seçimleri iktidara hediye etme eğilimleri…

Yani muhalefetin, demokratik bir devlete yakışır bir muhalefet olamaması. Zira demokrasilerde iktidarı denetlemesi, yanlışlarını göstermesi ve alternatif çözümler üretmesi gereken muhalefet partileri birbirleriyle kavga etme derdinde. Beni geleceğe dair ümitsizliğe iten de maalesef bu. Umarım yerel seçimlere doğru biraz “akıllanırlar”.

İyi ki Oldu

Cumhuriyetin 100. Yılı

Geçen sene Günebakan’da “Cumhuriyetin 100. yılında da daha mutlu olduğumuz Türkiye’de yaşayacağımıza inanmak istiyorum” diye yazmışım. Cumhuriyetimizin 100. yaşına girecek olması ben dahil birçok kişide heyecan yaratmıştı. Bu heyecanın bütün yıla yayılması gerekirdi; fakat ülkeyi yönetenler bu atmosferi yaratamadı.

Ama vatandaşlar Cumhuriyet’in 100. yaşını büyük coşkuyla kutladı. Ben de Beşiktaş’taki kutlamalara katılma fırsatı buldum. Cumhur’un başkanı donanmayı Vahdettin Köşkü’nden selamlasa da cumhurun birçok vatandaşı Dolmabahçe’deydi. Cinsiyet, cinsel yönelim, inanç, yaş… fark etmeksizin birçok insan yürüyüşlerde bir aradaydı.

Tabii iyi ki dediğim şey kutlamayla da sınırlı değil. Geçmişteki her türlü saldırıya rağmen Cumhuriyet 100.yaşını kutladı. Keşkeler, Cumhuriyetin ikinci yüzyılına yaraşır bir durumda olmadığımızı gösterse de demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet bizimle. Biz de onun sayesinde buradayız. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi bize düşen Cumhuriyet idealinden vazgeçmeden yetkiyi elinde bulandıranların takipçisi olmak ve gördüğümüz haksızlıklarda birlik olarak ses çıkarmak. Yorulduğumuzda da Cumhuriyetin 100. yaşından ilham almak!

Avrupa Şampiyonu Filenin Sultanları

Cumhuriyetin 100. yılında en güzel hediyelerden birini bizlere A Milli Kadın Voleybol Takımımız armağan etti. Avrupa’nın bizi belki de kendinden en uzak gördüğü bu zamanlarda filenin sultanları Avrupa Birliği’nin başkenti Brüksel’de o kupayı aldı. Şu an Dünya’nın bir numarasıyız. Belki de Dünya’daki tek birinciliğimiz bu.

Spor başarıları ülkemizin yurt dışında temsili, vatandaşların kendilerini ülkeye ait hissetmesi ve gençlerin sporla tanışması bakımından çok kıymetli. Fakat filenin sultanlarının yeri bende ayrı. Onlar özgürlüğün de simgesi haline geldiler. Kendilerini Atatürk’ün kızları olarak da tanımlayan takımımız, belki konumlarını riske atarak ne kendi ne takım arkadaşlarının özgürlüklerini savunmaktan vazgeçmedikleri gibi kız çocuklarına ilham oldular. İyi ki varlar!

Kültür ve Sanat Başarıları

Üçüncü iyi ki ne olsa diye çok düşündüm. Biraz zorlandım açıkçası. Bir arkadaşımın da önerisiyle ilgi alanım olan kültür ve sanata yer vermek istedim. Bu sene gezmekten keyif aldığım çok fazla yeni müze açıldı: Rami Kütüphanesi, Artİstanbul Feshane, Casa Botter, İstanbul Modern, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi benim gezme ve hatta yazma fırsatı bulduklarımdan.

Kültür ve sanat alanına yer yer saldırı olsa da, bu alanın gelişmeye devam etmesi bu yılın güzelliklerinden. Benim de iyi ki olarak adlandırdığım şeyler aslında yalnızca müzelerin açılması değil. Ülkemize etki eden bireysel ve sanata sahip çıkan toplumsal başarılarımız. Bireysel diye nitelediğim başarı Merve Dizdar’ın Cannes Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülünü alması. Sanatçılarımız uluslararası başarılara imza attıkça Dünya’da var olduğumuzu göstermeye devam ediyoruz. Toplumsal başarı ise sanat özgürlüğüne sahip çıkmamız. Burada da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın senaryodaki değişikliklerden “rahatsız” olması sebebiyle finansal yapım desteğini geri çekmesi üzerine Kurak Günler’in gişe rekorlarını kırması ve bu desteğin fazlasını kazanması. Bu da bana toplum olarak özgürlüklere müdahale karşısında reaksiyon verdiğimizi ve başarılı olduğumuzu gösteriyor. Bu arada, Kurak Günler’in Aralık 2022’de vizyona girdiğini biliyorum; fakat toplumsal reaksiyonun 2023’e de taşması bu yılın iyi kileri arasında!